Uzunca bir süre laptoplar ile takıldıktan sonra bu işin laptopla olmayacağına kanaat getirdim. Acer laptopumun BIOS'unu hack edip virtualization modunu bile açmıştım. Fakat zaten düşük olan CPU ve RAM benim işlerim için yetersizdi. Birde üstüne 64bit işletim sistemi kurulunca bu iş hiç olmayacak dedim. Dell Alienware bir laptop bile alsam ki paraya yazık olurdu, bana yetmeyecekti. Amacım zaten portable olmak değil.

Benim yapmak istediğim işler şunlar.
MAC OS kurup IOS geliştirmeye bakmak,
Android geliştirmeye bakmak,
LAMP sunucu kurup OsCommerce, WordPress, Drupal gibi projeleri denemek,
SQL Server, Oracle gibi veritabanlarını kurmak,
Visual Studio zaten olmazsa olmaz, fakat endüstriyel kurulumları deneyebilmek ve en azından iki sunuculu bir cluster oluşturabilmek,
Linux veya Solaris tabanlı sunucu sistemlerini kurmak ve kullanmak,
Aklıma gelecek şeyleri donanım problemleri olmadan deneyebilmek istiyordum.

Bu kadar iş için kaç tane bilgisayar gerekir siz hesaplayın. İşin içinden çıkılacak gibi değil. Belki bende biraz maymun iştahlığı yapıyorum ama bana bunlar sanki minimum ihtiyaçlar gibi geliyor.

Yukarıdaki gereksinimlerimin çoğu sanal işletim sistemleri ile çözülebilir. Seçeneklerden biri VMWare diğeri ise Oracle'ın Virtual Box programı. Biraz araştırınca torrent veya özel sitelerde istediğiniz işletim sistemini kurulu ve çalışır halde indirmenizin mümkün olduğunu göreceksiniz. Hatta Android tablet sürümünü veya MAC OS sürümünü bile indirebiliyorsunuz. Eğer birden fazla sanal işletim sistemi çalıştıracaksanız, CPU ve RAM ihtiyaçları çoğalıyor. Sistemin boğulmaması için en güçlü CPU ve en fazla RAM tercih sebebimdi. Ek olarak hızlı birde sabit disk.

Benim topladığım bilgisayarın son hali şu şekilde oldu:
thermaltake1Anakart: ASUS Sabertooth-990FX /R2 990FX AM3
CPU: AMD AM3+ x8 FX-8350 4.0Ghz/8Core/16M/125W
RAM: Patriot Signature 8GBX4 Single DDR3 1333 - PSD38G13332H
Ekran kartı: Gigabyte R7870-2GD5TOC 2G DDR5 7870-OC PCI-E
Disk: Hitachi 3.5" Deskstar 0F12117 2TB 32M SATA III HDD
Kasa: Thermaltake VN450A1W2A Commander MS-I USB3.0 Mid Tower Case w/500W. PSU
Monitör: LG 27" 5ms 1920x1080 HDMI,DVI,USB Hub,SPK Height Adjustment. LED Backlight LCD Monitor
Wireless kart: ASUS PCE-N15 PCI-E 300M Wireless-N Network Card

Ek olarak WD 3TB USB3.0 harici disk zaten vardı.

Toplam 32GB RAM ve 8 core CPU ile sanırım 6 adet sanal işletim sistemini sorunsuz çalıştırabilirim. Alalı 2 hafta oldu ve şimdilik en fazla 3 tane sanal sistem çalıştırdım ve performans çok iyi. Monitörün geniş olması her programı yerleştirmenize yarıyor. Aleti tam olarak kurmak zaman alacak ama şimdilik iyi gidiyor. Windows 8'i tam olarak kullanabiliyorum, 64 bit olması da sanal sunucu sistemlerinin kurulumu için iyi oluyor. Çok oyun oynamasam da istediğim oyunu da rahatça oynayabilirim. AMD işlemcisini ise fiyat farkından dolayı tercih ettim.

Yukarıdaki sistemin yavaş olan bir unsuru var. Bunu bulabilecek misiniz?

734155_10152852675895634_559282557_n

İşte uygulamaya kalktığınızda her şeyini kullanamadığınız, organizasyonun gereksinimlerine göre değişikliğe uğramış, yapılan işlere göre şekil almış, sizinde geliştirdiğiniz bir kaç teknikle harmanlanmış proje yönetimi. Yukarıdaki Bruce Lee resimleri de bunu anlatıyor.

Gerçektende uygulama sahasında öyle kitaplarda yazıldığı gibi harfiyen uygulayamıyorsunuz. Tabii organizasyonun belli bir eko-sistemi var. Patron, patron gibi hissetmek istiyor, işi yapanlar “bu konuyu en iyi biz biliyoruz” diyor. Arada kalan Kurumsal Mimar ne yapsın. İkisinin arasında patlamadan bir şeyler halletmeye çalışıyor.

En komiği şu. Çaktırmadan Agile kurallarını uygulamak, araya Scrum karıştırmak, aylık sprintler yapıp çaktırmadan işleri bitirmek.

Sonra sonuçları gören patronun mutluluktan sırıtması.

Senelerdir bilişim sektörünün içindeyim. Genelde hükümet departmanlarında çalıştığım için, bilişim sektörünün insan ilişkileri kısmını daha iyi kavradım. İşin teknolojik yanından çok bu tür işlere kafa yoruyorum.

- Bir müşteri var
- Gereksinim analizi yapacaksın
- Aynı zamanda sistemin çalışacağı alt yapıyı tasarlayacaksın
- Organizasyon içindeki diğer sistemlerle entegre olacak
- Harici sistemlerle entegre olacak
- Dışarıya hizmet sunacak

- Bir müşteri var
Müşteri yazılımı kullanacak kişi. Organizasyon içindeki bir birim. Bu kişi(ler) ile olan ilişkin yazılımın kalitesini belirleyecek. Eğer istediğin an müşteriye erişemiyorsan, bürokratik yollardan geçmen gerekiyorsa, müşteriye değil bu işe atanmış kişilerle görüşüyorsan; bu problemleri yöneticilerine belirtmen lazım.

- Gereksinim analizi yapacaksın
Yaptığın analizi bilgisayarlar için değil, insanlar için yapıyorsun. Analiz sırasında bilgi sistemlerini düşünüyorsan, veri tabanını, ekranları düşüyorsan bil ki analizini bilgisayarlar için yapıyorsun. Bunun hakkında daha evvel yazmıştım. Müşterinin problemini müşteri için çözmen gerekir. Sonra ki adım o çözümü bilgisayarlar ile uygulamaktır. "Uygulama" bu yüzden bir uygulamadır.

- Aynı zamanda sistemin çalışacağı alt yapıyı tasarlayacaksın
Alt yapıyı sağlamak için gerekli donanım, network, yedekleme, destek konularında hizmet verecek birimler gene insanlar. Bu kişilerle iyi ilişkide olmazsan ileride çıkacak problemleri çözmek çok uzun zaman alabilir. Daha projenin başında alt yapı gereksinimleri ortadadır. Mevcut alt yapı kapasitesi nedir, nasıl yeni donanım istenir, bunun için bütçe yeterli midir, kurulum nasıl yapacak, kim yapacak, na zaman yapacak, özel ekipman gerekiyor mu gibi soruların cevapları kişilerden gelecek.

- Organizasyon içindeki diğer sistemlerle entegre olacak
Bu "diğer" sistemlere bakan kişiler ve ekipler senin en yakın arkadaşın gibi olmalılar. Analiz aşamasında bu entegrasyonun sınırları iyi çizilmezse, ilerleyen zamanlarda tamiri, bütçe açıklarına neden olabilir. Entegrasyon analizi sırasında diğer sistemlerin sabit kaldığını varsaymak çok yanıltıcı olur. Sizin bu ekiplerle olan ilişkiniz güncellemeleri de ilk ağızdan ve erkenden öğrenmenizi ve analizlerinizi doğru olarak güncellemenizi sağlar.

- Harici sistemlerle entegre olacak
Organizasyon dışındaki sistemlerin sahipleri de bizim yakın dostumuz gibi olmalı. Dökümanlardan dış sistemlerin özelliklerini okursunuz ama dış sistemlerin güncel halini ancak kişilerden sorarak öğrenebilirsiniz.

- Dışarıya hizmet sunacak.
Sunulan hizmetleri kullanacak firma ve kişilerin ne istediğini biliyor muyuz? Bu kişilerle ilişkimiz nasıl olacak; iletişim mekanizmamız nasıl olacak hiç düşündük mü?

Yukarıda saydığım maddelerin birini dahi yapmıyorsanız, proje için risk oluştururlar.

Öte yandan teknik alt yapı önemini yitirmiş değil. Sakın böyle düşünmeyin. Sizin teknik alt yapınız projenin parçalarını birbirine yapıştıran yapışkan gibidir.
- Programla dili
- Kullanılan araçlar
- Donanım alt yapısı
- Ağ ve haberleşme alt yapısı
- Yedekleme ve geri dönüş uygulamaları
- Veri tabanı kurulum, yedekleme
- Cluster biçiminde sunucu kurulumu ve bunları örneğin F5 kullanılarak yapılandırılması
- Web sunucuları ve kurulması
- Sunucu işletim sistemleri
- Özel donanım gereksinimleri
Gibi pek çok teknik konu sizin gözetiminizdedir. Bu konulardaki bilginiz ve deneyiminiz, organizasyonun sunduğu alt yapı ile birleşince size ve projelerinize yeni ufuklar açacaktır.

Neredeyse 4 yıldır bloguma yazamıyordum, sizi neden yazamıyordum bahaneleri ile boğmayacağım. Bu 4 yılda da boş oturmadım tabii ki. Günlük işim yazılım mühendisliği. 10 yıldır kontrat bazlı Avustralya Maliye Bakanlığında çalışıyordum. Çıksam mı çıkmasam mı diye düşünürken devletin mali sıkıntıları yüzünden sözleşme sonunda ayrıldım.

Bu süre zarfında bir hükümet departmanında işlerin nasıl bürokratik çukurlara düşmeden hallolacağını kavrayıp uyguladım. Yaptığım bazı işler örnek olarak gösterildi. Bazı tavsiyelerim kulak arkası edildi. Kimisi de değiştirilerek uygulandı.

Bu 10 senelik görev ilk başlarda sadece analiz yapıp kod yazmayı içeriyordu ama proje sahipleri ile olan yakınlaşmam ve işleri hızlı halletmem çok daha farklı yönlere kaymamı sağladı. Öyleki hiç kimsenin daha evvel yapmadığı işleri sırf metodunu geliştireyim diye bana vermeye başlamışlardı.

10 senelik sözleşme son bulunca, özel sektörde bir firmaya girip artık kendime bir yer edineyim derken, gene bir devlet departmanında iş buldum. Bu sefer işimin adı Teknik İş Analisti. İlginç bir iş olması yanında bana yeni ufuklar da açacak bir iş. Bakalım göreceğiz ne kadar sürecek.

Sizde de iş değiştirmek için bir istek var mı? İş değiştirme aşamasına gelip gelmediğinizi anlamak için bir test yazdım.

İş değiştirme Testi
1- En eski uygulamaları destekleyin diye size mi veriyorlar?
2- Yeni teknoloji sayılabilecek işlerden uzak mısınız?
3- Her problemi olan sizi mi arıyor?
4- Önünüze VB6 kodu verip şuna bir bak diyorlar mı?
5- Takılıp kaldım, kendimi geliştiremiyorum diyor musunuz?
6- Kendinizi memur gibi hissediyor musunuz?
7- Projeler bitmek bilmiyor diyor musunuz?
8- İş problemlerinden fazla alt yapı problemi ile mi uğraşıyorsunuz?
9- Blogunuza uzun süredir yazamadınız mı?
10- Artık değişimin zamanı geldi diyor musunuz?

Eğer yukarıdaki sorulardan 5 veya daha fazlasına evet diyorsanız iş değiştirmek için çalışmalara başlayın. Ama dikkat edin iş değiştirmek diyorum; sektör değiştirmek değil.

Yukarıdaki teste eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak bekliyorum.

Öte yandan firma sahibi iseniz en iyi elemanlarınızın kaçıp gitmesine seyirci kalmayın. Yukarıda ki testi iş veren açısından yorumlarsak
1- Eski uygulamaları tedavülden kaldırın ve yeni teknoloji ile tekrar yazmaya başlayın.
2- Çalışanlarınıza yeni yeknoloji işler veremiyorsanız en azından araçları vererek evde veya iş yerinde araştırma geliştirme yapması için imkan tanıyın.
3- İş tanımlarını iyi belirleyip, elemanların başka problemlerle boğulmalarını engelleyin.
4- Bölük pörçük işler yerine, başlangıcı ve bitişi belli işleri elemanlara verin ve harcanacak zamanı proje planlarında yansıtın.
5- Yeni teknolojileri ofis içinde seminerler düzenleyip tanıtın.
6- Monoton ve sıkıcı işlere 2 kişi atayın ve dönüşümlü olarak işi paylaştırın. Monotonda olsa bu işin yapılması gerekiyor ama bir kişinin bu sıkıcı işle tek başına uğraşmasına gerek yok.
7- Projelerin sonlanması için planların iyi yapılması, proje döngülerinin iyi belirlenmesi, üretilen ürünün piyasaya çıkışından sonra yapılacak işlerin iyi planlanması herkesi rahatlatır. Bitmeyen proje hem firmaya finansal zarar hemde itibar zedelemesi yapar.
8- Firmanın donanım ve network işleri için profesyonel bir adam bulun. Kod yazmanın yanında RJ45 soketlerini takmak, kablo çekmek hiç hoş olmuyor.
9- Bırakın firmada olan biten her şey (belli sınırlar dahilinde, dışarıya ticari bilgileri sızdırmadan) çalışanların bloglarında yazılsın.
10- Bu maddeye yapacağınız tek şey, kişiyi başka değişik bir projeye atamak olabilir ama değişimin zamanı geldi diyen çalışanı hiç kimse tutamaz.

Firma sahiplerine tavsiyeleriniz varsa yorum olarak bekliyorum.

Buraya yazmayalı epey bir zaman olmuş yahu kimse de haber vermiyor. Var mı hala Analyst Developer blogumu takip eden?

Efendim yıllardan beridir bir ütopyam vardır ki oda mükemmel bir adres defterine sahip olmaktır. Önceleri bir Excel dosyasında çok düzenli tutuyordum. Sonra Hotmail, Outlook ve GMail, ve daha sonraları Facebook, Linkedin, Twitter gibi alemlerde insanlarla tanışınca bunları da Outlook’a taşımaya çalıştım fakat ne zamanım yeterli oldu nede tam istediğim gibi bir şey oldu. Hatta para ile birisini tutup tüm bu sosyal ağlardaki kontaklarımı tek bir Outlook formatında toplmayı bile düşündüm.

Hafta sonu CodecampOz etkinliğine katıldım ve burada Xobni isimli bir aracı öğrendim. Uzun zamandır Outlook kullanmayı bırakmış ve Gmail offline/online kullanıyordum fakat bugün Xobni sayesinde Outlook’a geri döndüm.

Xobni bir Outlook eklentisi ve seçili olan e-posta kimden gelmiş ise anında Facebook, Linkedin gibi yerlerde arayıp resmini, cismini getiriyor. Binbir türlü kişiden hergün yüzlerce e-posta alıyorsanız ve “kim bu vatandaş yahu?” diye kafanızı kaşıyorsanız, yada son gittiğiniz o toplantıda yeni tanıştığınız kişileri unuttuysanız ve onlar size e-posta gönderip “selamlar, ben falanca bana o slaytlaları gönderir misiniz?” gibi sorular karşısında angut kuşu gibi düşünüyorsanız…

Technorati Tags:

Evet artık bizimde bir ALT.NET topluluğumuz var. http://turkiyealt.net adresinden üye olabilir ve katkıda bulunabilirsiniz. Sitede henüz bu işi kimin başlattığı ve kimlerin ön ayak olduğunu konusunda bir bilgi bulamadım ama Sanırım bu yılın başlarında, Ocak ayı sonuna doğru faaliyete geçmiş ve Berke Sokhan, Tuna Toksöz, Gökhan Demir, Erman Gök, Hüseyin Tüfekçilerli gibi isimler mevcut. Kendilerine bu girişim için teşekkür ederim ve çalışmaların büyüyerek devamını dilerim.

Herkesin üye olmasını ve kullanılan araçların Türkiye'de daha da fazla yaygınlaşmasını ve böylece kalitenin artmasını dilerim.

Technorati Tags: ,

Çevre kirliliği, korbondioksit üretimi, küresel ısınma gibi kavramları son zamanlarda daha çok duyar hale geldik. Her iş sektörü enerji tüketimini düşürmek, karbondioksit emisyonunu azaltmak ve en önemlisi de maliyetleri kısmak için girişimlerde bulunuyor. BT sektöründe de bu tür bir kavram ve prensip konuşulmaya ve oturmaya başladı. Green IT denilen bu akımda firmalar artık daha az enerji tüketme yollarına bakıyor ve bunu bir pazarlama aracı gibi kullanıp bilinçli tüketicilere ulaşmaya çalışıyorlar. Ne kadar yarar sağladığının veya uygulanıldığının avukatı olmayacağım fakat birey olarak yapabileceklerimiz var.

Bazı kaynağı belli olmayan istatistiklere göre tüm dünyanın enerji tüketiminin %2'si BT sektörü tarafından harcanıyormuş. Eğer doğruysa kullandığımız bilgisayarların atmosfere yaydığı korbondioksit, hava taşımacılığı endüstrisininkine eşit oluyor. Demek ki hem birey olarak evde hemde firma olarak bir şeyler yapmamız lazım.

Çok küçük bir katkı gibi görünse de en azından BT sektörü olarak üzerimize düşeni yapmamızın gerekli olduğunu düşünüyorum. Bugün her işimizi elektrik ile görüyoruz. Bu enerjinin üretilmesi ve dağıtılması da ucuza olmuyor. Daha az kullanmak hem sizin elektrik faturalarınızı hemde karbondioksit emisyonunu düşürecektir.

Hızlıca yapılacak bir kaç şey:

  • CRT monitörleri LCDler ile değiştirmek
  • Geceleri ekran koruyucular yerine bilgisayarları tümden kapatmak, fişden çekmek
  • PCleri thin-client'lar ile değiştirmek
  • Veri merkezlerinin taşeron firmalara taşınması
  • Yazıcı çıktılarının çift taraflı alınması
  • Çok gerekli olmadıkça yazıcının kullanılmaması
  • Stand-by modundaki cihazların fişden çekilmesi
  • Laptop adaptörlerinin kullanılmadığı zamanlarda fişten çekilmesi
  • Kullanılmayan sunucuların fişten çekilmesi
  • Elektriğin ucuz olduğu saatlerde derleme ve yüksek işlem gücü gerektiren işlerin yapılması
  • Sanallaştırma ile donanım maliyetlerinin kısılması

Firmanızda kullandığınız sistemleri gözden geçirip, tetkik edilmesi gereken konular da var:

  • Firmanın enerji tüketimini günlük, haftalık, aylık olarak bulmak
  • En fazla enerji harcayan birimleri, sistemleri, kişileri, zamanları tesbit etmek
  • Bu birimlerin enerji sarfiyatlarını azaltmak için plan yapmak ve uygulamak
  • Enerji tüketimi sonuçlarının bir önceki rakamlar ile karşılaştırılması
  • Yıllık enerji sarfiyatının ne kadar düşürüldüğü (Kilowatt saat olarak) ve bunun elektrik faturalarına nasıl yansıdığının (TL) tesbiti
  • Diğer bir yöntem de firma binasının izolasyonunu sağlamlaştırarak soğutma ve ısıtma giderlerinin kısılması olabilir.

Birde hem firma içi sosyalleşme hemde bir pazarlama aracı olarak yapabileceğiniz etkinlikler var. Firma olarak ağaç dikerek ürettiğiniz korbondioksidi bir miktar amorti edebilirsiniz, firmanın ismi ile anılacak bir koruluk bile olabilir. Firma içinde yeniden kullanımı arttırabilir ve geriye dönüşebilecek/dönüşmüş ürünler kullanabilirsiniz, sadece bilgisayar gibi teknolojik ürünler değil; örneğin tuvalet kağıdı, kırtasiye, yazıcı kağıtları, çay, kahve, yemek artıkları vb gibi şeyleri geri dönüştürebilirsiniz. Firmadan çıkan çöpleri aza indirgemek için solucan çiftliği, compost gibi çözümler ve teknolojik çöpü azaltmak için de eski sistemleri okullara yada ihtiyacı olanlara bağışlayabilirsiniz.

Görüldüğü gibi yapabileceğimiz pek çok şey var. Motivasyonumuz da varsa ki en büyük motivasyonumuz giderlerin kısılması, bu basit önlemlerin alınmaması için hiç bir neden yok. Ben sebze bahçesi olaylarını sevdiğim için ofiste ve evde çıkan yeşil mutfak artıkları, çay, kahve vesaire ile kağıt çöpleri solucan çiftliğimde geri dönüştürüyorum ve sebze bahçesi için çok verimli bir toprak ve gübre oluşturuyorum. Daha fazla kağıt ve solucanların yemediği artıklar ise compost oluyor ve buda bir toprak olarak geri kazanılıyor. Evde çoğunlukla laptop kullandığımız için ve geceleri tüm stand-by modundaki cihazları fişten çektiğimiz için bir kazancımız da oluyor. Ne kadar kazancım olduğunu ölçmedim fakat elimden geleni yapıyorum. Avustralya'da elektrik üretimi devlet tekelinde değil ve kendi elektriğini üretip fazlasını grid üzerinden geri satmak bile mümkün. Yani tamamı ile güneş enerjisi ile kendi kendine yetebilecek bir sistem kurmak mümkün ama tabii astarı yüzünden daha pahallıya çıkabilir yada sistemin kendini amorti etmesi uzun süre alabilir.

Merak ediyorum ülkemizde Yeşil BT konusunda adım atmış firma var mı, yöntem olarak neler yapıyorlar ve karbondioksit emisyonlarını ne kadar düşürmüşler?

Technorati Tags: Green IT

Yemek yapmayı seviyorum. The Google Story isimli kitapta Elvis Presley'e yemek yapan aşçının çırağının Google'da yaptığı işlerden bahseden bir bölüm var ve bölüm içinde bir tavuk kızartması tarifi var. Tabii internette aratınca hemen tarif geliyor fakat ölçüler Amerikan sistemine göre verilmiş ve 30 tavuk için. Bunu evde yapmak için hem tarifin ölçülerini metrik sisteme hem de bir kaç kilo tavuğa göre değiştirmek gerekti. İşte burada benim patron Simon'ın da yardımları ile çevirdiğimiz tarif.

Buttermilk Fried Chicken Elvis Loved
1 çay kaşığı Kekik
.5 çay kaşığı Yabani kekik
.5 çay kaşığı Basil
1 çay kaşığı Soğan Tozu
1 çay kaşığı Sarımsak Tozu
1 çay kaşığı Çekilmiş Hardal Tohumu
1 çay kaşığı Paprika
0.5 çay kaşığı Kırmızı Pul Biber
1 çay kaşığı Kereviz Tohumu
1 çay kaşığı Tuz
1 çay kaşığı Koriander (bunu sanırım bulmak zor olabilir)
1 çay kaşığı Kimyon
0.5 çay kaşığı Cayenne cinsi kuru yada toz biber
1 çay kaşığı ince çekilmiş karabiber
0.5 çay kaşığı ince çekilmiş beyazbiber (aynen karabiber gibi fakat beyaz renkli)
800 ml Buttermilk (buttermilk de gene bizde olmayan birşey. bunu yerine yoğurt kullanabilir veya 1 yemek kaşığı sirke veya limon suyu+ 1 kaptan 1 yemek kaşığı eksik sütü karıştırıp, odada 10 dakika bekletip kendiniz hazırlayabilirsiniz.) Alıntı tabii ki www.portakalagaci.com dan.
3 kg tavuk parçaları (tercihen but yada bacak parçaları fakat kemiksiz. Sırf tavuk göğsü iyi sonuç vermeyebilir)

Tüm bu baharatları genişçe bir kapta karıştırın ve üzerine buttermilk eklerken yavaşça çırpma teli ile karıştırın ve tam olarak karıştığına emin olun.

Bu karışımı tavukların üzerine döküp iyice yedirin ve 5 gün boyunca buzdolabında tutarak marine edin. Kapaklı ve hava almayan bir kap olsun ve her gün çıkartıp biraz karıştırın ve vakit geçirmeden buzdolabıne geri koyun.

Kızartmak için

  • Yukarıdaki baharatların 4 katı fazlasını tekrar karıştırın ve
  • 60g mısır unu ile
  • 250g kepekli un ekleyin

Tavukları marineden alıp fazla süzülmeden bu kuru karışıma bulayın.

375 derece fıstık yağında (Peanut oil) dış kısmı altın renginde sararıncaya kadar kızartın. Fritöz kullanmanız daha iyi olabilir varsa. Bu aşamada sadece tavuğun dış kısmı pişmiş olacak. Tavukları bir tabakta kağıt havluların üzerine koyun ki fazla yağ çekilsin. Fıstık yağının güzel bir aroması var fakat bulamazsanız susam yağı, canola gibi bir kaç yağın karışımı da olabilir. Tabii ki tat değişecektir.

Pişen tavukları fırında ızgara telinin üzerinde tekrar pişirmeye devam edin. Bu aşamada ızgara telinin altına bir tepsi koyun ki akan yağlar tepside toplansın. Sanırım 180-200 derece arası ve fansız olması lazım. Tavuklardan bir tanesini parçalayarak içinin pişip pişmediğine bakabilirsiniz. Eğer tepside fazla yağ birikirse bu tahlikeli olabilir. Arada bir kontrol edip bu yağı dışarı alın ki yangın çıkmasın.

Tarifi henüz ben denemedim. Fakat çok yakında deneyeceğim. Ofiste düzenlediğimiz Multicultural Lunch (Çokuluslu Yemek Olayı) için başka bir kişide yapmayı düşünüyor.

Ola ki bu tarifi denerseniz resimlerini görmek isterim... Ayrıca doğacak hasarlardan ve kilolardan mesul değilim ;-)

Sevgili okuyucu, şöyle bir şey yaptım, ne diyorsun, yararlı bir şeye benziyor mu?

Yorumlarını esirgeme lütfen...

Arama



Hakkımda

Merhaba, ben Gürkan Yeniçeri. 10 yılı aşkın süredir özel sektör ve hükümet iştiraklerinde yazılım mühendisliği yapıyorum. Bu sitede 2005 Mart ayından beri genelde yazılım mühendisliği ve hobilerim hakkında yazmaktayım. Profesyonel iş geçmişim hakkında daha fazla bilgiyi aşağıdaki Linkedin.com linkinden alabilirsiniz.
Gürkan Yeniçeri'nin profilini görmek için tıklayın

Kontak

Soru sormak veya öneride bulunmak isterseniz buradaki kontak formunu kullanın. Mesajlarınıza en kısa zaman içinde cevap vermeye çalışacağım. Ayrıca Windows Live Messenger kullanarak gyeniceri {AT} hotmail {DOT} com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Eğer İngilizce blogumu okumak isterseniz buraya buyrun.
Blogumu RSS Bandit gibi bir RSS okuyucusu ile de takip etmek için kullanın.
Ayrıca aşağıdaki linklerden hakkımda ayrıtılı bilgi alabilirsiniz.
Twitter
Friendfeed
Facebook

RSS 2.0

Reklamlar


Vezir

Vezir Proje Danışmanı
Sitede birde Vezir isminde wikimiz var. Bu wikiyi yazmayı düşündüğüm bir kitap için oluşturmuştum daha sonra herkese açmaya karar verdim. Vezir yazılım firması kurmak isteyenlere tavsiyeler vermek için hazırlandı. Ayrıca UML ve Modül Tabanlı Geliştirme hakkında da bilgiler mevcut. Vakit buldukça yeni eklemeler yapıyorum. Değişikliklerden haberdar olmak için RSS çıktısına üye olabilirsiniz.

Tag Bulutu

Tüm taglar...
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos from gurkanyeniceri. Make your own badge here.
Bu blogda 265 yazı ve 509 yorum var. Diğer sitelerden 26 adet link gelmiş.

Reklamlar