January 2009 Entries etiketi ile ilgili girdiler...

Yemek yapmayı seviyorum. The Google Story isimli kitapta Elvis Presley'e yemek yapan aşçının çırağının Google'da yaptığı işlerden bahseden bir bölüm var ve bölüm içinde bir tavuk kızartması tarifi var. Tabii internette aratınca hemen tarif geliyor fakat ölçüler Amerikan sistemine göre verilmiş ve 30 tavuk için. Bunu evde yapmak için hem tarifin ölçülerini metrik sisteme hem de bir kaç kilo tavuğa göre değiştirmek gerekti. İşte burada benim patron Simon'ın da yardımları ile çevirdiğimiz tarif.

Buttermilk Fried Chicken Elvis Loved
1 çay kaşığı Kekik
.5 çay kaşığı Yabani kekik
.5 çay kaşığı Basil
1 çay kaşığı Soğan Tozu
1 çay kaşığı Sarımsak Tozu
1 çay kaşığı Çekilmiş Hardal Tohumu
1 çay kaşığı Paprika
0.5 çay kaşığı Kırmızı Pul Biber
1 çay kaşığı Kereviz Tohumu
1 çay kaşığı Tuz
1 çay kaşığı Koriander (bunu sanırım bulmak zor olabilir)
1 çay kaşığı Kimyon
0.5 çay kaşığı Cayenne cinsi kuru yada toz biber
1 çay kaşığı ince çekilmiş karabiber
0.5 çay kaşığı ince çekilmiş beyazbiber (aynen karabiber gibi fakat beyaz renkli)
800 ml Buttermilk (buttermilk de gene bizde olmayan birşey. bunu yerine yoğurt kullanabilir veya 1 yemek kaşığı sirke veya limon suyu+ 1 kaptan 1 yemek kaşığı eksik sütü karıştırıp, odada 10 dakika bekletip kendiniz hazırlayabilirsiniz.) Alıntı tabii ki www.portakalagaci.com dan.
3 kg tavuk parçaları (tercihen but yada bacak parçaları fakat kemiksiz. Sırf tavuk göğsü iyi sonuç vermeyebilir)

Tüm bu baharatları genişçe bir kapta karıştırın ve üzerine buttermilk eklerken yavaşça çırpma teli ile karıştırın ve tam olarak karıştığına emin olun.

Bu karışımı tavukların üzerine döküp iyice yedirin ve 5 gün boyunca buzdolabında tutarak marine edin. Kapaklı ve hava almayan bir kap olsun ve her gün çıkartıp biraz karıştırın ve vakit geçirmeden buzdolabıne geri koyun.

Kızartmak için

  • Yukarıdaki baharatların 4 katı fazlasını tekrar karıştırın ve
  • 60g mısır unu ile
  • 250g kepekli un ekleyin

Tavukları marineden alıp fazla süzülmeden bu kuru karışıma bulayın.

375 derece fıstık yağında (Peanut oil) dış kısmı altın renginde sararıncaya kadar kızartın. Fritöz kullanmanız daha iyi olabilir varsa. Bu aşamada sadece tavuğun dış kısmı pişmiş olacak. Tavukları bir tabakta kağıt havluların üzerine koyun ki fazla yağ çekilsin. Fıstık yağının güzel bir aroması var fakat bulamazsanız susam yağı, canola gibi bir kaç yağın karışımı da olabilir. Tabii ki tat değişecektir.

Pişen tavukları fırında ızgara telinin üzerinde tekrar pişirmeye devam edin. Bu aşamada ızgara telinin altına bir tepsi koyun ki akan yağlar tepside toplansın. Sanırım 180-200 derece arası ve fansız olması lazım. Tavuklardan bir tanesini parçalayarak içinin pişip pişmediğine bakabilirsiniz. Eğer tepside fazla yağ birikirse bu tahlikeli olabilir. Arada bir kontrol edip bu yağı dışarı alın ki yangın çıkmasın.

Tarifi henüz ben denemedim. Fakat çok yakında deneyeceğim. Ofiste düzenlediğimiz Multicultural Lunch (Çokuluslu Yemek Olayı) için başka bir kişide yapmayı düşünüyor.

Ola ki bu tarifi denerseniz resimlerini görmek isterim... Ayrıca doğacak hasarlardan ve kilolardan mesul değilim ;-)

Sevgili okuyucu, şöyle bir şey yaptım, ne diyorsun, yararlı bir şeye benziyor mu?

Yorumlarını esirgeme lütfen...

Takip ettiğim listelerde bazen kayda değer tartışmalar oluyor. Bunlardan biri de en son teknolojilerin kullanılması ve yazılım sektörüne sağladığı yarar/zarar tartışması idi. Son teknolojileri kullanarak yazılım geliştirmek ve bunun arkasında yatan nedenler firmalara yada projelere ne kazandırıyor? gibi bir teması vardı.

Adı lazım değil; büyük firmaların, pazar payının çoğunu elinde bulundurabilmek için yaptığı reklam kampanyalarına ve yazılım uzmanlarının gözünü boyamak için yaptığı girişimlere bir bakın. Ürünlerinin adını duyurabilmek ve örütbağı üzerinde kendilerinden daha fazla söz ettirebilmek için uyguladıkları yol, Wired üzerinde okuduğum reklam kampanyası metodlarının aynı. Bir kaç tane ünlü blogcunun da sizden bahsetmesini sağlarsanız aslında her tarafı yamalarla dolu ürününüzü teknolojide ki son nokta olarak göstermek ve milyonlara satmak hakikaten kolay.

Hal böyle olunca gözü boyanmış proje müdürlerinin de bu teknolojileri kullanmak istemesi ve sonunda kabağın yazılım uzmanlarının başında patlaması da doğal tabii. Denenmiş ve iyi bilinen teknolojiler yerine, daha yeni ortaya çıkmış, tonla hatası olan, hakkında döküman olmayan veya mevcut sistemlere uymayan teknoloji parçalarını entegre etmeye çalışmak maliyetleri arttırmayacak mı?

Ben eskiden zamanımın büyük bir bölümünü sistem kurmakla ve en son çıkan ne varsa kurup denemeye ayırıyordum. TFS, SQL Server 2005, Office 2007 gibi ürünleri daha ortaya çıkmadan betalarını kurup deneme imkanım oldu ama farkettim ki sonunda -bloguma yazdığım yazılar dışında- elle tutulur bir kazancım olmuyor. Birde üstüne zaman kaybediyorum. Halbuki zamanımı refactoring veya "code review" ile geçirsem benim için daha faydalı olacaktı.

Velakin, olayın farkına varıp kurulum olaylarını bıraktım. Böylece araştırma ve geliştirmeye daha fazla vakit ayırıyorum. Kaç kere kod yazmak için bilgisayarın karşısına oturupta kendinizi Facebook'a takılırken buldunuz? İşte bunu bırakmak lazım, hatta network/modem kablosunu çekip dış dünya ile olan bağlantıyı keserek konuya konsantre olmak gerek. Beni nadiren MSN'de görenler bilirler. MSN'i sadece gerektiği zaman açıyorum.

Neyse konumuza dönecek olursak, en yeni teknolojilerin kullanılmak istendiği bir projeye adım atıyorsanız; gereksinim ve maliyet analizi yaparak elde edilecek yararları görünür hale getirmeniz lazım. Eğer yazılım uzmanlarının büyük çoğunluğu VB.NET biliyorsa kalkıpta J2EE kullanmanın ve getireceği yararları düşünerek hayal kurmanın anlamı yok. Eğer müşterinin istekleri VB.NET ile daha hızlı biçimde karşılanabilecekse mantık olarak VB.NET kullanmakta yarar var.

Bence "süper teknoloji" diye bir şey yok. En azından yazılım dünyasında. İyi yada kötü yazılımcı var ama. İyi yazılımcı elindeki teknolojiyi en iyi biçimde kullanan ve müşterinin isteklerine zamanında cevap veren yazılımcıdır bence. Tabii bizim işimiz bir ekip işi olduğu için ekip içinde çalışmanın kuralları da var işin içinde. Yazılan kodun mükemmelliği, performansı ve kolay bakım yapılabilmesi ile ölçülmeli ve yazılım uzmanına gurur vermeli. Gudubet gibi kod yazmanın ve sonrasında bakımı mümkün olmayan programlar ortaya çıkartmanın ne bize nede çalıştığımız firmaya ve ekonomiye bir katkısı olmuyor. Sonradan ya ebemiz yada aile yakınlarımız çekiyor ceremesini.

İlla AJAX kullanıp Web2.0 uygunluğunda bir şeyler ortaya çıkartacağız diye fonksiyonellik ve kullanım açısından rezalet bir web sitesini alalım ele. Teknolojiyi kullandın tamam güzel de ne yararı var insanlara. Kaç kişi senin Web2.0 özelliklerini kullanıyor. Bırakın mesh-up yapmayı İnsanlar daha RSS nedir bilmiyor. Listelerde tartışılan en az iki proje son teknolojilerin kullanılması yüzünden bu şekilde bırakılmış. Yazılan kod artık o kadar çok arap saçına dönmüş ki bakımı ve değiştirilmesi imkansız hale gelmiş. Yeni teknolojilerin Beta sürümlerinin kullanıldığı ve her yeni sürüm ile bağımlılıkların bozulması, entegre ve arayüz kodlarının yeniden yazılmasının gerekliliği işi daha da zorlaştırmış.

Her zaman son teknolojiyi kullanmak; güvenilir bir sağlayıcıdan da gelse, iyi bir şey olmayabilir. Araçların Beta sürümleri ile projeye başlamayı düşünüyorsanız, ya çok maceracı birisiniz yada tedaviniz tam bitmeden hastaneden ayrılmanıza izin veren doktoru dava etmelisiniz. :-)

Uygulamanızın kimler tarafından kullanılacağını ve bu kullanıcıların teknik seviyeleri ile kullandıkları iş akışı modellerini iyi bilmeniz lazım ki ihtiyaçlarına cevap verecek sade ve kolay kullanılabilir bir ürün sunabilesiniz. Her türlü grafik cambazlığın yapıldığı, 3 boyutlu butonlar ve ekranlar yüzünden kullanılmaz hale gelen bir de kullanılan teknolojinin hataları yüzünden sürekli çöken bir yazılım sunarsanız piyasaya, firmanın ölüm fermanını kendi ellerinizle imzaladınız demektir.

Benim tavsiyem yeni teknolojiler tamamen pişene ve en az bir "service pack" çıkartana kadar beklemek ve sonra uygulamak olur. Zaten kısıtlı olan zaman ve finansal değerler bu uğurda heba olmaz. Bu yeni teknolojileri nasıl olsa birileri test eder.

Diğer bir gözlemimde yeni teknolojilerin ortaya çıkma sebebidir. Genelde bir müşterinin şikayet ettiği veya istediği özelliği firma yazıp ortaya çıkarır günahıyla sevabıyla ve müşteri kullanır bunu. Tabii tek bir müşteri için ne kadar büyük olursa olsun bu araştırma geliştirmeyi yapmak karlı değildir. Ne yapar bu firma o zaman. Atı boyayıp zebra diye yutturmaya çalışır değil mi? Konferanslar, medya reklamları ve sanki bir çağ kapatıp bir çağ açacak bir teknoloji gibi gösterdikleri ürünü pazarlamaya çalışırlar. Süperdir, eskisinden hızlı çalışır, her ortamda çalışır, performansı mükemmeldir, 100bin kullanıcı aynı anda kullanabilir, esnektir, genişleyebilir vs artık listeyi siz uzatın. Tabii bizde az değiliz, karga gibi parlak ne görsek atlıyoruz üstüne.

Sonuç olarak zamanınızı boşa harcamayın, çevrenizdeki herkes yeni bir şeyler öğreniyor (veya öyle görünüyor) diye kendinizi geri konumda görmeyin. Bir şeyler öğrenmek istiyorsanız bırakın önce o teknolojiler pişsin, biraz ticari projelerde kullanılsın, yamaları kapansın. Öğrenmek nasıl olsa kolay bir kitap veya yazılan kodu okuyarak. Örütbağındaki herkes Ruby On Rails öğreniyor/yazıyor diye sizde kendinizi zorlamayın. Merak ediyorum ne kadar sürecek Ruby On Rails fırtınası. Sağladığı tek yarar var o da bundaki bazı teknolojik metodların bildiğimiz dillerde de uygulanmaya çalışılması. Yani biraz dişimizi sıkacak olursak bu metod bizim programlama dilimize de gelecek.

Hadi bakim, blog okumayı bırakıp biraz kod yazalım. O refactoring yapmanız gereken sınıf vardı ya hep "nasıl olsa çalışıyor" diye göz ardı ettiğiniz. Onu bir düzeltelim, performansını arttıralım, araya bir kaç ünite testi filan koyalım; hadi bakim...

Yeni yıla hızlı başladık. Bu yıl kişisel hedeflerim arasında daha planlı ve düzenli olmak geliyor. Geçenlerde yazdığım Organize İşler isimli yazımı hatırlarsınız. Bu sene daha iyi organize olmak için her güne bir sayfa ayıran bir ajanda ile olaya başladım. Randevular, günlük yapılmış ve yapılacak işler, body building programım, aldığım ilaçlar ve vitaminler, doktor randevuları, işe başlama ve bitiriş saatleri ve ne yediğim bu defterde tutuluyor artık. Biraz büyük bir defter fakat her gün taşıdığım gym çantamın içinde farkedilmiyor bile.

Bu sene body building programımda kardiyo idmanlarımı arttırdım. Body For Life isimli programı kullandığımı ve bir miktar değiştirdiğimi söylemek isterim. 2 sene önce ilk uyguladığımda 12 haftada 10Kg vermiştim. Tabii diyet programı ile yeme içmeye dikkat etmek gerekiyor, sadece idman ile olmuyor. 1 gün arayla yaptığım 20dk kardiyo idmanlarımı 40 dakikaya çıkardım ve programdaki ağırlık çalışmalarını 6 setten 4 sete düşürüp ağırlıkları da maximum yaptım. Böylece idman süresini kısaltıp en fazla verimi almayı deneyeceğim. Yüksek tansiyonuma iyi geldiği ve kolestrol oranımı düşürdüğü için her gün sabahları spor yapıyorum. 2009 itibarı ile bu tempoda gideceğim, ve 3 ayda bir programı değiştireceğim. Gelin göbekli bilgisayar uzmanı tipini yenelim. Hemen bir idman programı çıkartıp bir salona üye olun. Kendinizi de motive etmeniz önemli. Benim motivasyonum, torunlarımı görebilmek. Eğer sağlıklı yaşayıp, arada bir check-up yaptırıp, yediklerime dikkat edersem olacak.

Bahçe işleri ile uğraştığımı söylemiştim. Ürünler çok güzel yetişiyor. Bu sene deneme yapıyorum. Tabii güney yarımkürede şu anda yaz olduğu için havalar güzel. Hatta çok sıcak. Bu sezon denediğim şeyler arasında domates, patates, marul, salatalık, çilek, squash denen bir tür kabak, mısır, fasülye, patlıcan, biber, dolmalık biber var. Tamamen organik yöntemlere göre yapıyorum ve hiç ilaç kullanmadım. Solucan çiftliği ve bokashi ile mutfaktan çıkan artıkları tekrar toprağa geri dönüştürüyorum ki sebze bahçesi için çok güzel bir toprak oluyor. Bahçe ile uğraşmak hem zevkli hemde verimli. Olan çilekleri toplarken Uzay'ın heyecanı ve sevinci görmeye değer. Uygun bahçeniz yoksa balkonda pek çok şey yetiştirmek mümkün, deneyin göreceksiniz. Ha birde ameliyattan sonra ekmek makinesi almıştık. Sanırım son 7 yada 8 aydır dışarıdan ekmek almayı kestik, tüm aile yaptığım ekmekleri yiyor, arada bir değişik denemelerde yapıyorum ve sonuçlar oldukça güzel. Hem organik un ile hemde içinde ne olduğunu bilerek yiyoruz ekmeği. Akşamdan atıyorsun malzemeyi sabaha mis gibi sıcak ekmek hazır. Kesinlikle tavsiye ederim. Bu sene birde yoğurt yapmayı deneyeceğim.

Squash Heirloom domates lastik içinde patates mısır ve fasülyeler

Gelelim yazılım dünyasına. Bu sene biraz Azure biraz Google Apps takılacağım. Aslında çok fazla vaktim yok ama bir şekilde piyasayı takip etmek lazım. Bir kaç projemiz daha var hayata geçmeyi bekleyen. Evde ise yedekleme ve uzaktan erişim projelerimiz var. Birde medya sunucumuza TVden erişebilmek için bir şeyler düşünüyorum. Linux tabanlı bir şeyler olacak sanırım. Blogun alt yapısını güncellemek ve kullandığım temayı düzeltme işleri de var. Twitter ve Facebook ile barışmaya karar verdim. Bükemediğin eli öpeceksin demişler dimi. Ayrıca FriendFeed ve LinkedIn kullandıkça güzelleşiyor. Facebook'ta lisedeki matematik hocam beni buldu, artık daha söyleyecek bir söz yok. LinkedIn ise beklemediğim kadar iş imkanı döndürüyor. Tanımadığım head-hunterlar arayıp "sizi linkedinde gördük, şöyle bir iş var, düşünür müsünüz" diye soruyorlar. Yararlı olduğunu bana kanıtlamış oldu.

İş hayatımız tam gaz devam ediyor. Bu senenin ilk yarısında oldukça yoğun olacağız. İkinci yarısında iş değişikliği olabilir duruma göre. Bu sene bir kaç eğitim alayım diyorum eğer fiyatlarda anlaşabilirsem.

Kitap okuma özürlü ben, sesli kitaplara dadandım. The Google Story isimli Google'ın tarihçesini anlatan kitabı bitirdim. Şimdi Timothy Ferris'in "4 Hour Work Week" isimli kitabını okuyorum yani dinliyorum. Sırada "Freakonomics" isimli kitap var. Zaten kısıtlı boş zamanım var. Otobüsle işe giderken iyi oluyor bunları dinlemek.

Hepinize kolay gelsin, umarım başarılı ve bol kazançlı bir yıl olur sizin için, sevdiklerinizi de ihmal etmeyin...

BBC'de yayımlanan bir habere göre en kötü programlama hatalarından 25 tanesi ilan edilmiş. Bu liste US National Agency yardımı ile oluşturulmuş ve tüm Amerikan BT endüstrisi bu hatalar hakkında hemfikir. Aralarında Microsoft ve Symantec gibi kuruluşların yer aldığı 30'dan fazla firma bu dökümanı yayınlamış. Bakalım nelermiş bu hatalar (çeviriden kaynaklanan hatalar için şimdiden özür dilerim).

1- CWE-20: Kullanıcı girdilerinin yanlış doğrulanması
2- CWE-116: Çıktıların doğru şifrelenmemesi yada değiştirilmemesi
3- CWE-89: SQL dilinin yapısının bilinmemesi
4- CWE-79: HTML kodlarının sayfa akışı içinde doğru kullanılamaması
5- CWE-78: İşletim sisteminin komut yapısının anlaşılamaması
6- CWE-319: Hassas verinin normal text olarak taşınması
7- CWE-352: Siteler arası isteklerde session çalınması (corss-site forgery)
8- CWE-362: Race Condition (ne olduğunu anlamadım)
9- CWE-209: Hata mesajlarında alt yapının ele verilmesi
10- CWE-119: Matematik işlemlerinde mevcut hafıza dışına taşılması
11- CWE-642: State verilerinin harici kontrolü
12- CWE-73: Dosya ismi yada dizinlerin harici kontrolü
13- CWE-426: Güvensiz arama yolu
14- CWE-94: Kod üretici sistemlerin yetersiz denetimi
15- CWE-494: Ne olduğu bilnmeyen kodların indirilip kontrolsüz kullanılması
16- CWE-404: Kaynakların zamansız ortadan kaldırılması veya serbest bırakılması
17- CWE-665: Gereksinimlerin yetersiz karşılanması
18- CWE-682: Hatalı hesaplamalar
19- CWE-285: Erişim kontrollerinin ve kullanıcı haklarının yetersiz kontrolü
20- CWE-327: Zaten kırılmış bir şifreleme algoritması kullanmak
21- CWE-259: Kod içinde direk olarak şifre kullanmak
22- CWE-732: Yanlış atanan kullanıcı hakları
23- CWE-330: Aslında random olmayan random veri kullanmak
24- CWE-250: Gereksiz erişim hakları ile çalışan kod
25: CWE-602: Sunucu tarafında kontrol edilmesi gereken güvenlik unsurlarının istemci tarafında kontrolü

Ben sanırım bu hataların pek çoğunu yaptım zamanında. Tabii zaman geçtikçe ve deneyim arttıkça azalıyor. Kimi zaman farkedilmeyen bu hatalar günü gelidiğinde firmaya hem para hemde prestij kaybettirebilir.

Siz hangileri  yaptınız? Yada listeye eklemek istedikleriniz var mı?

Technorati Tags:

Arama



Hakkımda

Merhaba, ben Gürkan Yeniçeri. 10 yılı aşkın süredir özel sektör ve hükümet iştiraklerinde yazılım mühendisliği yapıyorum. Bu sitede 2005 Mart ayından beri genelde yazılım mühendisliği ve hobilerim hakkında yazmaktayım. Profesyonel iş geçmişim hakkında daha fazla bilgiyi aşağıdaki Linkedin.com linkinden alabilirsiniz.
Gürkan Yeniçeri'nin profilini görmek için tıklayın

Kontak

Soru sormak veya öneride bulunmak isterseniz buradaki kontak formunu kullanın. Mesajlarınıza en kısa zaman içinde cevap vermeye çalışacağım. Ayrıca Windows Live Messenger kullanarak gyeniceri {AT} hotmail {DOT} com adresinden bana ulaşabilirsiniz.

Eğer İngilizce blogumu okumak isterseniz buraya buyrun.
Blogumu RSS Bandit gibi bir RSS okuyucusu ile de takip etmek için kullanın.
Ayrıca aşağıdaki linklerden hakkımda ayrıtılı bilgi alabilirsiniz.
Twitter
Friendfeed
Facebook

RSS 2.0

Reklamlar


Vezir

Vezir Proje Danışmanı
Sitede birde Vezir isminde wikimiz var. Bu wikiyi yazmayı düşündüğüm bir kitap için oluşturmuştum daha sonra herkese açmaya karar verdim. Vezir yazılım firması kurmak isteyenlere tavsiyeler vermek için hazırlandı. Ayrıca UML ve Modül Tabanlı Geliştirme hakkında da bilgiler mevcut. Vakit buldukça yeni eklemeler yapıyorum. Değişikliklerden haberdar olmak için RSS çıktısına üye olabilirsiniz.

Tag Bulutu

Tüm taglar...
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos from gurkanyeniceri. Make your own badge here.
Bu blogda 265 yazı ve 509 yorum var. Diğer sitelerden 26 adet link gelmiş.

Reklamlar